yürek yoksullaştıkça, aşkın kol gezdiği bedenler varlıklarını yitirir.
yıllar geçtikçe çevresi bozulan, bakıldığında ilk günkü hisleri vermeyen, mutlak restore gerektiren yapılara dönüşür aşk.
lakin restorasyon ciddi iştir; yıkmadan, bozmadan eskisi gibi yapabilmektir esas olan, ama ne mümkün.
eli aşk tutan insanlar lazım bunun için ve bir de azıcık cesaret.
sadece "tamam" demekle bu iş olmuyor anlayacağınız...
sBrY
09.06.2014
10 Haziran 2014 Salı
3 Nisan 2014 Perşembe
luNapark
-Sevgilim mutfaktan bir ses geliyor
-Kedidir kedi
-Ama bizim kedimiz yok ki…
-asdfghkklm
Son dönem ülkem lunaparka benzemeye başladı keza bir sürü
dönen dolap var burada. Kimin eli kimin oy pusulasında bilen yok. Kimi dua
okuyup annesinin oy pusulasına mühür basıyor, kimi de oylar sayılırken beyin(!)
jimnastiği yapıp boş oy pusulasını bir partiye yamıyor falan…
Tüm bu durumlardan daha elim ve daha vahim olmak üzere
memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar halkının haber alma özgürlüğüne
kelepçe vurarak ciddi bir insanlık suçu işliyor, ama kime ne değil mi?
Ülkenin %45’i bu durumlardan gayet memnun ve olanlardan bi
haberler. Şarap ve Peynir Blogu’nun yazarı http://sarapvepeynir.blogspot.co.uk/2014/03/akp-mitinginde-bir-capulcu.html
‘deki yazısında çok güzel tespitlerde bulunmuş. Okumamışsanız okuyun derim “neden %45 oy aldı şu an başta bulunan parti”
sorusunun cevabı niteliğinde bir yazı
Gözden kaçırdığımız bir şey var EGOmuz. Herşey bizim
etrafımızda dönüyor sanıyoruz; halbuki bir toplum içinde yaşıyoruz; halka inmek
ve halktan olmak gerek her zaman.
Unutmayın ki GEZİ olaylarını hiç bilmeyen ve o olayların neden
başladığından bile haberi olmayan ciddi bir kesim var ülkede.
Birbirlerini yemekten başka bir şey yapmayan parti
başkanlarının kaçı gerçekten halka giderek gerçekleri tüm açıklığı ile anlattı.
Dikkat edin CHP ‘nin kazandığı yerlere. O insanlar gerçekten CHP’li oldukları için
değil HALKA inip HALKTAN oldukları için kazandılar.
Şapkamızı elimize alıp bi düşünmeliyiz NEDEN diye. Ama şunu
da belirteyim düşünmek yeterli değil. Bir gün bir zat dağdaki adamın oyu ile
benim oyum bir mi gibi cümle kurmuştu aynen ona iade ediyorum ve diyorum ki bu
seçimle aldın mı CEVABINI… Ne zaman ki entelektüel kesim EGOsunu bir yana koyup
halkla eşitler kendini, ne zaman ki sen ben biz siz onlar olmayız sadece BİZ
oluruz o vakit bu ülkede gerçekten birşeyler değişir ve gelişir.
Son sözüm OLmak ya da OLmamak demis
iste sair; sen ne dersen de daha...VAR mısın YOK musun sen onu söyle…
sBrY
03.04.2014
20 Şubat 2014 Perşembe
kısKanırım seni bEn
Şimdi biraz düşünelim.
Bol alkol ve biraz seks sonrası insanın içinde kalan şey,
pişmanlıkla karışık az mide bulantısı ise yatakta bıraktığınız insan artık bir
daha görmek istemeyeceğiniz biri olmanın ötesine geçmiyor.
Tabii tüm bunları hissediyorsanız da bilin ki siz bir
kadınsınız. İnsanın erkek cinsinde mide bulantısı ancak, çok yemek yediğinde ortaya çıkan bir durum
keza. Ha bir de cin üstü birkaç bira içmişse…
Bütün bunları yazarken aklıma ve duygularıma gelen diğer kelimelere
ise hiç yer vermeyi düşünmüyorum. Onlar oldukları yerde beni yemeye devam
etsinler varsın.
Bu yazdıklarımla kıskançlığa nasıl bir girizgah yapabilirim
derken imdadıma Hürrem Sultan geldi.
Evet evet dizideki Hürrem.
Onun kıskançlığı ki koooskoca Osmanlı’nın duraklamasına
sebebiyet vermiş ( abartıya bak :D ), 600 yüzyıl sonra ayırdına vardığımız bilgisine erdiğimiz bir
cinayetin baş müsebbibi olmuştur. -Tabii
ki şehzade Mustafa’dan bahsediyorum.-
Ay çok karıştı konu. Kıskançlık, Hürrem derken bir de
Mustafa’nın babasınca katledilmesine girdim eh oldu olacak bir de “ne yakışıklı
şu Mehmet Günsür değil mi yaaaa” diyeyim
de bari içimde kalmasın.
Velhasılı kelam efenim kıskançlık insanı durdurur ( bkz. Osmanlı İmparatorluğu), olmadı süründürür (bkz.
Kanuni’ye yaklaşan ve Hürrem’in hışmına uğrayan hatunlar ), o da olmadı öldürür
( bkz. Mehmet Günsür ).
Kadınların bu konudaki –tabii ki kıskançlıktaki- uzmanlıkları
su götürmez bir gerçek.
Ancak; hem cinsime bir not benden.
Kıskançlık; insanın kendine duyduğu güvensizlikten başkaca
hiçbir şey değildir. Sen böyle kıskanç oldukça adam doğal olarak kız arkadaşını
Talip diye kaydeder telefonuna. Tabii ki kız arkadaşlarından biri ile yemeğe
çıktığında yeğenimle yemekteyim der, hiç kusura bakma.
Bütün bu yalanlar; kadının, kıskançlıkla yarattığı halüsinasyonların eseridir. Kendim de dahil olmak üzere
memleketin dahilinde ilişki içinde olan kadınlar; hayattan harap ve bitap düşmüş olabilirsiniz,
ama bilin ki muhtaç olduğunuz kudret onda bunda değil aksine -Cem Yılmaz’ın da
dediği gibi- içinizde.
sBrY
20.02.2014
18 Şubat 2014 Salı
aŞk
Dile pelesenk olan aşklara baktığınızda tek bir ortak yön görürsünüz.
Kavuşamıyorlardır.
Leyla ile Mecnun yüz yüze bile gelememişlerdir keza bilirsiniz.
Bu kavuşamama hali bulaşıcıdır imkansız aşklarda , aşkı çifte kavrulmuş yapar, her nedense. Yeme de yanında yat misali. Hikaye bitince tadı damağınızda, umutsuzluğu rüyalarınızda kalır.
Peki madem; Leyla Mecnun’ a , Ferhat Şirin’ e, Kerem Aslı’ ya kavuşmuş olsaydı. Bunlar bi sevişselerdi şöyle doyasıya mesela. Evlenselerdi; hatta, daha ileri gidip bir sürü çocukları da olsaydı.
Acaba şimdi biz bu aşkları biliyor olur muyduk? Tadı damağımızda kalır mıydı, bu kadar yazılır çizilir miydi?
Ben vereyim cevabı. Tabii ki hayır.
Evet acı gerçek işte bu. Bir aşk, eğer siz onu yaşarsanız biter; yaşamazsanız devam eder gider sonsuza kadar, hikayeleşir anılarınızda. Tercih sizin.
Size tavsiyem yaşayın gitsin. Yoksa yaşamınız; her akşam televizyon karşısında; konu olarak, yerli dizileri dolaşan, konsomatris bir aşkı seyrederken geçer gider ve siz hiçbir hikayeye sap olamazsınız.Kendi hikayenize bile.
Şu hayatta suyun üç hali var katı, sıvı, gaz ve insanoğlu senin her halin AŞK olsun, benim bu dediğim bir düşevurum sense ona hayat diyorsun...
sBrY
17.01.2014
Kavuşamıyorlardır.
Leyla ile Mecnun yüz yüze bile gelememişlerdir keza bilirsiniz.
Bu kavuşamama hali bulaşıcıdır imkansız aşklarda , aşkı çifte kavrulmuş yapar, her nedense. Yeme de yanında yat misali. Hikaye bitince tadı damağınızda, umutsuzluğu rüyalarınızda kalır.
Peki madem; Leyla Mecnun’ a , Ferhat Şirin’ e, Kerem Aslı’ ya kavuşmuş olsaydı. Bunlar bi sevişselerdi şöyle doyasıya mesela. Evlenselerdi; hatta, daha ileri gidip bir sürü çocukları da olsaydı.
Acaba şimdi biz bu aşkları biliyor olur muyduk? Tadı damağımızda kalır mıydı, bu kadar yazılır çizilir miydi?
Ben vereyim cevabı. Tabii ki hayır.
Evet acı gerçek işte bu. Bir aşk, eğer siz onu yaşarsanız biter; yaşamazsanız devam eder gider sonsuza kadar, hikayeleşir anılarınızda. Tercih sizin.
Size tavsiyem yaşayın gitsin. Yoksa yaşamınız; her akşam televizyon karşısında; konu olarak, yerli dizileri dolaşan, konsomatris bir aşkı seyrederken geçer gider ve siz hiçbir hikayeye sap olamazsınız.Kendi hikayenize bile.
Şu hayatta suyun üç hali var katı, sıvı, gaz ve insanoğlu senin her halin AŞK olsun, benim bu dediğim bir düşevurum sense ona hayat diyorsun...
sBrY
17.01.2014
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)