20 Şubat 2014 Perşembe

kısKanırım seni bEn



Şimdi biraz düşünelim.
Bol alkol ve biraz seks sonrası insanın içinde kalan şey, pişmanlıkla karışık az mide bulantısı ise yatakta bıraktığınız insan artık bir daha görmek istemeyeceğiniz biri olmanın ötesine geçmiyor.
Tabii tüm bunları hissediyorsanız da bilin ki siz bir kadınsınız. İnsanın erkek cinsinde mide bulantısı ancak,  çok yemek yediğinde ortaya çıkan bir durum keza. Ha bir de cin üstü birkaç bira içmişse…
Bütün bunları yazarken aklıma ve duygularıma gelen diğer kelimelere ise hiç yer vermeyi düşünmüyorum. Onlar oldukları yerde beni yemeye devam etsinler varsın.
Bu yazdıklarımla kıskançlığa nasıl bir girizgah yapabilirim derken imdadıma Hürrem Sultan geldi.
Evet evet dizideki Hürrem.
Onun kıskançlığı ki koooskoca Osmanlı’nın duraklamasına sebebiyet vermiş ( abartıya bak :D ), 600 yüzyıl sonra ayırdına vardığımız bilgisine erdiğimiz bir cinayetin baş müsebbibi olmuştur.  -Tabii ki şehzade Mustafa’dan bahsediyorum.- 
Ay çok karıştı konu. Kıskançlık, Hürrem derken bir de Mustafa’nın babasınca katledilmesine girdim eh oldu olacak bir de “ne yakışıklı şu Mehmet Günsür değil mi yaaaa”  diyeyim de bari içimde kalmasın.
Velhasılı kelam efenim kıskançlık  insanı durdurur ( bkz. Osmanlı İmparatorluğu), olmadı süründürür (bkz. Kanuni’ye yaklaşan ve Hürrem’in hışmına uğrayan hatunlar ), o da olmadı öldürür ( bkz. Mehmet Günsür ).
Kadınların bu konudaki –tabii ki kıskançlıktaki- uzmanlıkları su götürmez bir gerçek.
Ancak; hem cinsime bir not benden.
Kıskançlık; insanın kendine duyduğu güvensizlikten başkaca hiçbir şey değildir. Sen böyle kıskanç oldukça adam doğal olarak kız arkadaşını Talip diye kaydeder telefonuna. Tabii ki kız arkadaşlarından biri ile yemeğe çıktığında yeğenimle yemekteyim der, hiç kusura bakma.
Bütün bu yalanlar; kadının, kıskançlıkla yarattığı halüsinasyonların  eseridir. Kendim de dahil olmak üzere memleketin dahilinde ilişki içinde olan kadınlar;  hayattan harap ve bitap düşmüş olabilirsiniz, ama bilin ki muhtaç olduğunuz kudret onda bunda değil aksine -Cem Yılmaz’ın da dediği gibi- içinizde. 

sBrY
20.02.2014

18 Şubat 2014 Salı

aŞk

Dile pelesenk olan aşklara baktığınızda tek bir ortak yön görürsünüz.

Kavuşamıyorlardır.

Leyla ile Mecnun yüz yüze bile gelememişlerdir keza bilirsiniz.

Bu kavuşamama hali bulaşıcıdır imkansız aşklarda , aşkı çifte kavrulmuş yapar, her nedense. Yeme de yanında yat misali. Hikaye bitince tadı damağınızda, umutsuzluğu rüyalarınızda kalır.

Peki madem; Leyla Mecnun’ a , Ferhat Şirin’ e, Kerem Aslı’ ya kavuşmuş olsaydı. Bunlar bi sevişselerdi şöyle doyasıya mesela. Evlenselerdi; hatta, daha ileri gidip bir sürü çocukları da olsaydı.

Acaba şimdi biz bu aşkları biliyor olur muyduk? Tadı damağımızda kalır mıydı, bu kadar yazılır çizilir miydi?
Ben vereyim cevabı. Tabii ki hayır.
Evet acı gerçek işte bu. Bir aşk, eğer siz onu yaşarsanız biter; yaşamazsanız devam eder gider sonsuza kadar, hikayeleşir anılarınızda. Tercih sizin.

Size tavsiyem yaşayın gitsin. Yoksa yaşamınız; her akşam televizyon karşısında; konu olarak, yerli dizileri dolaşan, konsomatris bir aşkı seyrederken geçer gider ve siz hiçbir hikayeye sap olamazsınız.Kendi hikayenize bile.

Şu hayatta suyun üç hali var katı, sıvı, gaz ve insanoğlu senin her halin AŞK olsun, benim bu dediğim bir düşevurum sense ona hayat diyorsun...

sBrY

17.01.2014