18 Temmuz 2017 Salı

İK'ımsı



iş dünyasında neredeyse herkesin bir CV 'si var değil mi?


peki gerçekten, bir CV'miz var mı ?
soralım bakalım kendimize bir?


ama tabii önce CV ne demek ona bakmak lazım... Türkçe' de herkes CV 'yi özgeçmiş olarak özetleyip bırakmakta ve onu bir ya da iki A4 kağıdına yazılmış iş yapabilme hacmimizi süslü kelimelerle sunan bir tanıtım yazısı anlamında kullanmakta.


CV yani curriculum vitae; hayat döngüsü, hayatın akışı, hayat çemberi…vs gibi bir çok anlama gelmekte aslında. Kendimize; kendimiz ile ilgili bu iki kelimenin baş harflerinin neon ışığı altında bir reklam panosu oluşturup zamanımızı alıcı (!) şirketlere pazarlıyoruz… referanslarımız da( aslında şahitlerimiz demek daha doğru bence) bize bu reklam konusunda lojistik ve sosyal destek sağlamaktalar…


pekiiii, bizim gerçekten bir hayat döngümüz var mı, yaşam çemberimiz var mı hakikaten… nefes alıp verirken bize şahit olanlar var mı? var tabii ki…


bir CV düşünün –bunu özellikle İK ‘daki arkadaşlarıma yazıyorum – ki yaşam döngüsündeki katma değer ne varsa yazılmış olsun…


Curriculum Vitae ( örnektir ve gerçek yaşamla henüz bir ilgisi yoktur )
Deneyimlerim

1977-1980 arası hayatı sokakta oynayarak tatmaya başladım ve buradaki deneyimlerimle düşülebildiğini öğrendim.
1980-1990 arası 7 tane zeytin ağacı diktim bunların budanmasından ve kış döneminde donmamasından sorumluydum.
1990-1992 arası bizim mahallede sokakta aç kalmış kedilerin beslenmesinden ve bakımından sorumluydum burada yaşadığım deneyimle HAYAT’ı daha nasıl iyileştirebileceğimi anladım.
1992-2000 arası bir çiftçinin yanında tarlayı sürmeyi ve ekin biçmeyi öğrendim ve bana kazandırdığı deneyim ile yaşamdaki zorlukların nasıl üstesinden gelebileceğimi öğrendim…
vs vs vs

Referanslarım :

sokakta oynadığım tüm çocuklar ve topumuzu kesen Hasan Dede
o yedi zeytinağacı
o yedi zeytinağacına konan saksağanlar
sokak kedileri


hayatın hangi departmanında bulunuyor olursak olalım… MIŞ gibi değil OLarak yaşamaya başlamalıyız ve bence artık CVlerimizi de GERÇEK hayattan alıntılarla donatmalıyız… şirket kültürleri organik olmadığı ve esneyemedikleri sürece kaskatı kalmaya gelişmeden yoksun yaşamaya mahkum olurlar… sadece şunu bir düşünelim biz bir kurumda İK ‘da olsak ve bize yukarıdaki gibi bir CV gelmiş olsa ne yapardık…??? 

sBrY
18.07.2017

5 Haziran 2017 Pazartesi

korKu

kalbimizin etrafına ördüğümüz o Çin Seddi'ne gerek yok; OLan OLmaktadır zaten... sevgimizi; onu kafesleyerek koruyamayız, keza "sevgi korkudan ÖZGÜRleşmektir" esasen...korkarsam SEVEMEM... kendimi sevmiyorsam da kimseyi sevemem, kendime güvenmiyorsam kimseye güvenemem... o sebeple setleri yıkalım içimizde; önce kendimize bir sarılalım şöyle omuzlarımızdan kavrayarak ve ben değerliyim diyerek ilk balyozu vuralım içimizdeki o korku seddine...

sBrY
fb yayını

12 Ocak 2017 Perşembe

hasTa ülkeM

günaydın hasta ülkem...
"sağlıklı vücut hücreleri, bölünebilme yeteneğine sahiptirler. ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. sonsuz bölünemezler. her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. sağlıklı bir hücre ne zaman ve nerede bölünebileceğini bilme yeteneğine sahiptir.
buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. kanser hücreleri toplanarak urları (tümörleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler ya da tahrip edebilirler. eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan ya da lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir."
bu tanımdan az çok bir şeyler çıkartabiliyoruzdur eminim...
uzun bir süredir, toplum kanseri olan ülkemde, ciddi metastazlar yaşıyoruz hep beraber, bünye olarak.
kanser aslında tıp tanımına da baktığımızda bir ÖTEKİLEŞTİRME hastalığı yani kendinden olmayanı yok etme, onun yerini zorla almaya çalışma, varolan bireyi kabul edememe...
toplum olarak bunu aşmak; bünye olarak, bütün olarak, TEK BİR YÜREK olarak hareket etmek lazım, ama bunun için de önce hasta olduğumuzu kabul etmemiz gerekiyor.
almamız gereken kürler var; sevgi,değer bilme, olduğu gibi kabul etme, saygı duyma, anlama ve farkında olma gibi...
beynimizi, bünyemizi bi havalandırmamız, küf kokan huyları, düşünleri bir temizlememiz gerekiyor... aksi durumda bu KANSER'e yenik düşeceğiz.
bizler bir yerimiz ağrımadan doktora gitmeyiz genelde huyumuz kurusun, lakin KANSER çok sinsi bir hastalıktır bilesiniz, hiç belli etmeden ilerler, iyi huyluymuş gibi davranır, sağ gösterip sol vurur, ta ki canımız GERÇEKTEN yanana kadar... işte şimdi yanıyor CANımız...
aylardır hatta yıllardır bu hastalığın pençesinde olan BİZler, hiçbir metastazı umursamazsak, her gün ölen, sosyal yaşam hakkı elinden alınan, hapsedilen hücrelerimize SEVGİ ile sahip çıkmazsak, BİR olmaz ve ötekileştirmeden yaşamazsak, kendi kendimizi iyileştiremezsek; bilelim ki korkarak ve hep birlikte yok olacağız...
"sevgi ve umut korkudan özgürleşmektir..."


sBrY
13.01.2016 fb yayın 

2 Ocak 2017 Pazartesi

yeNiyıl

size iyi yıllar dilemiyorum ahali, iyi hayatlar öneriyorum...
hayatı bi kenara koymuşuz bakıyorum ve adına YAŞAM dediğimiz bir hengame ile boğuşmaktayız…
en baştan başlayalım mı HAYAT’a, ama öyle gazla toz bulutuna kadar gitmeden, elimizdeki malzeme ile…
nefes almakla başlayalım mesela… her doğan güne merhaba demekle… sağlığımız yerindeyken şükretmekle… karar vermekle… kararı gerçekleştirmekle…
ertelediğimiz o seyahate çıkmakla… yemeyeyim dediğimiz sütlü çikolatayı yemekle… sabah erken kalkıp kendimize günaydın deyip gülümseyerek yürümekle… sevmediğimiz bi sohbeti hadi bana eyvallah deyip terketmekle…
sokakta saz çalan amcaya gülümseyerek onu dinlemekle… kitapçıda görüp ha bugün ha yarın alayım dediğimiz kitabı almakla… almakla kalmayıp bi demlik çay içiminde bitirmekle… bir sinema bileti alıp dilediğin filme tek başına gitmekle... uzaktaki bi dostu aramakla… yakındaki bi çocuğa sevgi ile sarılmakla… bağımlı olduğun her ne varsa ondan özgürleşmekle… evde zaten üç kazağın varsa bi dördüncüsünü almaktan vazgeçmekle… sokak ortasında, içinden geldiği gibi dans etmekle… on yıl sonra bile vefa etmekle… her AN sevmekle… hep aşık olmakla…
BAŞLAMAK gerek bazen… hayat dediğimiz bir DÖNGÜ, biter başlar, biter başlar… o döngü’nün ta kendisiyiz; HAYAT biziz… anlayacağınız bu yıl kendimizden başlamamız lazım YAŞAMAYA, yani HAYAT’a…
deriiiin bi nefes alalım şimdi ve içimizden bi dilek tutalım, tuttuk mu? tamam, açın sevdiğiniz herhangi bir radyo istasyonunu… o ilk çalan parça size benden gelsin…
neşe ile ahali… hoşça geçirelim HAYATımızı, yılın hangi sayılarda olduğunun ehemmiyeti olmadan… yarın ölmek mümkün, ama esas olan şu AN CESARETİMİZ VAR MI YAŞAMAYA ???
sBrY
31.12.2016