18 Aralık 2019 Çarşamba

veFa

çıkardım hayatımdan komple, hırsları ile kör olmuş, vefadan bi haber ve çayımı da yüreğim gibi soğutan herkesi. tüm sevgimle uzaklaştım onlardan hiç fark ettirmeden onlara ve minnet duyarak bana fark ettirdikleri için... şimdi oturdum #çay içiyorum ve gülümsüyorum yaşadığım her şeye bin şükürle...
çıkarlar ortadayken herkes sevilir ortalık malı gibi dolaşır "seni seviyorumlar" kulaktan kulağa bazen alkollü, bazen ayık...
ama yaşam en iyi turnusoldur sevgi için hakiki olanı yaşayarak fark edersin ve sımsıkı sarılırsın kendine gerisi de kendiliğinden akar coşar...
beklentiler insanı korkudan öldürür demiştim lise yıllarımda; 40lı yaşlarımdaysa o dediğimi deneyimliyorum, çünkü insan ne çizerse onu yaşar NET...

sBrY
18.12.2019


12 Aralık 2019 Perşembe

yaŞamak

neredeyse her sabah geçerim Hüseyin Amca’nın yanından.

ona günaydın derim gülümseyerek; bazen de durur onunla sohbet eder kedileri severim o beslerken. bu sabah yanından geçerken bi baktım üzgün, günaydını bi buruk dedi.
hayrola amcam dedim ne oldu ; bu sabah gidememiş bakkala, alamamış kedilere sosis; “ aç kalacaklar” dedi. dedim ki dur sen, besleyeceğiz kedilerini.

gittim onun bakkalından – yolun karşısındaydı hemen- onun aldığı sosislerden aldım; yanına geldim Hüseyin Amca’nın. 

evet adı Hüseyin ‘di ben biliyordum taa ilk sordugumdan beri adını. ancak o her günaydınımızda hele de sohbet ediyorsak eğer, bana bi kez daha soruyordu ismimi ve her defasında anlatıyordu bana bir Pomak ve adı Sabriye olan kaybettiği eşini. adımla geçmişe gidiyordu her seferinde ve gözlerine hüzün ve diline başka bir dua iniyordu. bugün yine sormustu adımı…
neyse, sosislerle geldiğimde yanına gözlerindeki hüzün, pırıltıya dönüştü; AN’a geri geldi güzelce; anılarının seyahatinden. 


gözlerinde gördüğüm o pırıltıyı hep görmek icin her sabah yapabilirim dedim içimden bunu. hemen elimdeki paketleri aldı ve hafif paslı makası ile onları açmaya ve sosisleri besmele ile kedilere atmaya başladı sayarak. “sayılı atıyorum çünkü bu mafya grubu var ya” diyerek karşısındaki bi kac dişli kediyi gösteriyordu, o grubun hakkından fazlasını yemesini istemiyordu.

onun bu dedikleri ile bu sefer ben, çocukluğuma gittim.

ailecek nadir gittiğimiz deniz kenarı gezmelerinden birinde elimde ekmekle kenarda durmuş ekmeği kırıntılayarak balıklara atıyordum, birkaç balık açıkta hiç ekmek kırıntılarına ulaşamıyor ve diğer balıkların kuyruklarınca itekleniyordu; çocukça kızmış ve mafya balıklara “ e siz yediniz yaa çekilin, bırakın biraz da bunlar yesin “ diyerek öteki balıkların olduğu yere gidip ekmek kırıntılarını o zavallı aç balıklara atmıştım.

hayatım da hep bu şekilde geçmiş; çocukluğum, yetişkinliğimdeki haksızlığa duruşumu belirlemişti. bu kez benim gözlerime indi o sevgi dolu hüzünlü buğu ve silkinip Hüseyin Amca’nın kedilerine baktım, çocukluğumu o deniz kıyısından çekerek AN’a.

gülümsedim amcaya ve hayır duasını aldım elini öpüp, duayı gönlüme koydum; o da bana uzaklaşırken sakın “eksik etme kızım duanı kendi dilinde” dedi anlamıştı yine beni, bir sonraki tanışmamıza kadar. Ulucami’nin yanındaki yerinde bıraktım onu kedileri ile.
bi keresinde yine yeniden tanıştıktan sonra bana “onu ayakta tutanın sattıklarından kazandıkları değil, nefes aldığı müddetçe hayata verdikleri” oldugunu söylemişti. Nazım’ın dizeleri gibi geldi söyledikleri Hüseyin Amca’nın.

ne diyordu Nazım Yaşamaya Dair şiirinde ;
“…yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak yanı ağır bastığından. ..”
 
sBrY
12.12.2019

5 Aralık 2019 Perşembe

e(K)mek

e(K)mek


geçtiğimiz yıllarda bir gün; (normalde haberleri; hiç bir mecrada okumuyor, takip etmiyorum uzun zamandır lakin spor sayfalarına arada bir göz atıyorum bazen), internette gazetelerin spor sayfalarında gezinirken bi habere rastlamıştım ve yüreğime ılık bir sevgi nüfuz etmişti.
haber şöyleydi;

“Arsenal'ın Türk asıllı futbolcusu Mesut Özil, Atletico Madridli taraftarların tribünden attığı ekmeği yerden alıp, üç kere öpüp alnına götürdükten sonra kenara kaldırdı.”


bunu okuduğumda; yaşadığım bu coğrafyanın apayrı, kadim olan yüzüne döndüm yüreğimi.
taaa çocukluğuma gittim ve babaannemin yere kırık döküldüğünde biz onların üzerine basmayalım diye elini ayaklarımıza feda ettiği o hamleleri geldi aklıma. o yaşlı kadın biz yemek yedikten sonra itina ile her bir kırığı yerden toplar ve hiçbirini ziyan etmez topladıklarını da bir saksı dibine dökerdi “günah, basmayın diyerek”.

peki nereden geliyordu; bu yerde bulduğumuz ekmeği yerden alıp onu öpüp yukarı bir yere kaldırma hissi bize.( buna tam bi kelime bulamadım da his dedim )
dededen toruna akan bu davranış bir kalıp mıydı diye düşündüm bi önce. bi şey olunca; “aman allah korusun” deyip tahtaya vurmak gibi miydi bu davranış, yoksa hakiki bi anlamı mı vardı?.

hani ben de yerde ekmek görünce rahatsız oluyorum ve onu alıp yukarı bir yere koyuyorum hatta bunu simit vs diğer gıdalar için genelde yapıyor oluyorum.

peki neden?

Anadolu ve Mezapotamya çok acayip coğrafyalar; insanın tüylerini ayaklandıracak hikayeler ve atalarımızın mirası duygu / hislerle dolu bu topraklar.

ve yine

peki neden ?

ha yok yok bu benim konunun İslam ile bir alakası yok, konuyu oraya da bağlamayacağım merak etmeyin...

efenim eskiden Mezopotamya 'da Sümerler ve Sabiiler yaşarmış ( artık öğretilmiyor biliyorum ama olsun bi ihtimal bulup okur bizim yeniler diye uygarlıkları yazıp buraya bırakıyorum ) ve bir rivayete göre Sümerliler ekmek yapmak için kullanacakları buğdayı döverken ağlarlarmış. çünkü bereket tanrıları Tammuz'muş ve onlar Tammuz’ un ruhunun bir buğday olduğuna inanırlarmış.

ayrıca Tammuz’un başka bir versiyonuna inanan Sabiiler için de ekmek, Tammuz’un etiymiş ve Tammuz, Sabiiler için bir ana geçim kaynağıymış. bütün bunlar ve daha buraya yazamadığım bir çok yaşamsal ve inançsal örnekten dolayı da o zaman bu zaman ekmek kutsal kabul edilmiş bu topraklarda ve yerde görüldüğünde alınır öpülür baş üstüne konur olmuş.

laf olsun torba dolsun diye değil hani, tıpkı Kızılderililerin kendilerine besin sunan her bir varlığı kutsamaları gibi ya daaa ya da buraya yazabileceğim bir çok kadim örnek gibi.

yaa işte ahali aslında bazı hisler genlerimizde bulunmakta;  hani ne diyordu İbn-i Haldun “coğrafya kaderdir”,  insan da kaderini yaşar… alt tarafı ekmek deyip geçtiğimiz, yemekleri çöplere döktüğümüz şu günlerde, hızlı tükettiğimiz her şeye ithafen… çocuklarımız yere düşen o ekmeği alsınlar yine ve yine bereketle yaşayalım diye kutsayalım bize hayat veren her bir varlığı…

esenkalın

sBrY

 

05.12.2019

3 Aralık 2019 Salı

seyaHat


sen bir gezgin ya da seyahat edensin
konunun özeti de şu
have nice trip ... because life is a trip, enjoy it
Prag gibi bir yer mesela orada geziyorsun diyor ki rehber sen buradaki bi taşı dahi değiştiremezsin, değiştirebilir misin  ?
iki günlüğüne oraya ziyarete gittin.
seyahate çıktığında orada yaşanılan yerleri, oradaki insanları görmeye gidersin
oradakileri değiştirmeye değil
tek etki edebileceklerin seninle aynı şehri ziyarete gelmiş yol arkadaşlarındır ( o da belki )
değiştirebilirsin belki aynı koltukta oturduğun bi insanı başka bi otobüse geçerek
ya da baska koltuğa. eğer otobüs müsait ise, değilse taşıma şeklini değiştirirsin belki otobüsten iner de taksiye binersin ya da başka bir şehri seçebilirsin gezmek için ama orayı, yani seyahat ettiğin yeri DEĞİŞTİREMEZSİN.
oranın savaşlarını barışlarını değiştiremezsin sadece ama sadece izleyebilirsin
oranın akan suyundan içersin,  denizine girersin ama o denizi sen çöl yapamazsın ormana çeviremezsin.
senin haddin seyahat etmek
seyahat ettiğin mekanı değiştirme hakkın yok çünkü oraları aynı zamanda başka ruhların da seyahat alanıdır SİT ALANI gibi bir nevi.
orayı yaşa ve başkasına geç.
sana sunulan seyahatin tadını çıkar lütfen, ama farkına da var bir seyahatin ortasında olduğunun.
senden bir şeyler alınabilir ya da sana bir şeyler sunulabilir o gittiğin yerde hepsini olduğu gibi kabul et ne senden alana kız ne de sana verene çok fazla sevgi göster olduğun gibi OL…
iyi seyahatler insan evladı…


sBrY
24.10.2019 

29 Kasım 2019 Cuma

haYat

yağmurluydu; sarma cigaralarını sehpaya, düşüncelerini de sigara dumanına dizmiş oturuyordu.
günaydın dedim,
şemsiyenin altına otur kızım dedi ıslanma.
sanki bir filmdeydik de Müşfik Kenter karşımda oturmuş gibiydi.
çayını eline aldı biraz tuttu, soğuk ellerine temas eden sıcaklığı yüreğine taşıdı damarlarındaki sıvı. cigarasını çarşıdan bir kadından alıyormuş, o kadın kendi sarıyor, ben yapamıyorum, dedi.
oturduk karşılıklı; baktım sessizceydi sohbet, sigara dumanındaydı hikaye, çayın deminden dem vurarak anlatmaya başladı sokaktaki yalnızlığı. ben sustum o anlattı, o anlattı ben SUSTUM.
sabah yağmur altında bir bankta uyanıp, sonra bu saçak altında sıcak çayla karın doyurmak dedi ve başladı. hikaye geçmişe doğru giden bir trende rayların eslerinin sesinde gitti de gitti, yol aldık o hikayede.
her neyse efenim çay içtik ben onu dinledim o bana bir hayat çizdi; ruhumuzu besledik çay demi ile, sonra da çorbacıda çorba içtik, ben kalktım yanından. adını söylemedi bana da sormadı hah ne önemi vardı bu alemdeki ruhlardık işte...
kendi hayatıma sessizce döndüm o da benim hayatımdaki rolünü hakkıyla yerine getirdi...
 

 sBrY
29.11.2019 
Yer : Pirinç Han - Bursa

15 Ekim 2019 Salı

hİç

ben bir HİÇ'im gelip geçiyorum bu yerden işte.
öğrendim ki 500 yıl önceden daha hızlıymış şimdi, ZAMAN denilen sanrı.
değer mi yok yere üzülmeye kızmaya der durur birileri kitaplarda seminerlerde.

hadi ben dahil (ki çok yaparım, laklak yapar gibi ukalalık yaptığıma bakmayın burada) hepimiz kızalım, kırılalım, bağıralım, çağıralım, haksızlık yapmayın diyelim çevremize; elimize pankartlar alıp açalım onları meydanlarda, üzerinde "sevin lan" yazan ve o esnada bir köşede başka biri de -bağırıp çağıran söylenip duran bize bakıp gülümseyip- bir ceviz ağacı daha diksin toprağa hepimiz adına, ve işte o ceviz ağacı umuttur AN için, sevin lan yazıp olmuyor(muş) hani...
 

her ne yaşıyorsam, kimle yaşıyorsam ben O'yum, bütün yargıladıklarım, bütün kızdıklarım benden ibaret, ben dönüşürsem dönüşür hayatım da... 

hayyam 'ın dediği gibi; ben düşündükçe var dünya; ben YOK o da YOK... mevlana'nın dediği gibi sesimizi değil sözümüzü yükseltelim, yıldırım değil yağmur yeşertir çiçekleri, zaman kısa(!), 15bin yıllık insan soyu filminde ortalama 80 yıllık bir bölümü oynuyoruz hep beraber...

15.10.2018 
sBrY

4 Temmuz 2019 Perşembe

isKender gitmiş

şimdi öğrendim gitmişsin
bıraktım ya hani medya haberlerini okumayı,
orada yazmışlar seni.
yoksa güler miydim uyandığımda.
gitmişsin ya sen;
sigarana duman etmişsin hayatı,
darma gibi kalmış herkes.
bilsem gittiğini güler miydim,
senle başladığım kaleme sarılıp oturdum şimdi
gitmişsin
ama bende bi kaç kelimen kaldı iskender
sen o kalbinle şimdi orada ne yaparsın???
cebraile mi anlatacaksın,
azraile mi en sevdiğin sakarlığını ha...
uzun zaman sonra ilk kez kızdım kendime sabah uyanıp haber okumadım diye.
ama sen de hiç söylemedin dünyanın en uzun gecesinin 21 Aralık değil de bizi terk edeceğin günün gecesi olacağını.
senin yaşın aşka tutmuyor sevgilim, lütfen gelme diyordun ya
senin yaşın da ölüme tutmuyor iskender, lütfen gitme, desek
gerçekliği yener mi düşler...
okumayacağım seni artık demiştim hani, bundan 15 yıl önce şakaydı o.
senden gizli okuyordum ben o kelime canbazlıklarını, oturduğum çay ocaklarında dumanına şiir yazmayı senden öğrendiğim çayımı yudumlarken.
elime senle aldığım kalemi de kırdın şimdi, var ya ne halin varsa gör ışıkta yol alırken e mi... 😥

03.07.2019
Sabriye Miray Köroğlu